Zamanında büyük bir hevesle aldığım ama başlayıp bir türlü sonunu getiremediğim kitaplar var. Sayıları da pek az sayılmaz üstelik. Geçen akşam kitaplığı düzenlerken karar verdim, bu kitaplar bitmeden yeni bir kitap almayacağım kendime. Öncelik aşağıdaki kitaplarda; diğerleri bir süre daha "madem okumayacaktın niye aldın bizi kadın!" demeye devam edecek...
Şibumi (Trevanian)
O kadar çok insandan duydum ki "En sevdiğim kitap Şibumi" cümlesini, sonunda gidip aldım kitabı. Başladım da okumaya hatta sanırım 100 sayfayı da geçtim; ama sonra bir şekilde araya başka kitaplar girdi. En sevdiğim Türk kadın yazarlar çeldi aklımı, İnci Aral ve Mine Kırıkkanat okudum yine "bir son sayfa daha" diye diye. Olan da Şibumi'ye oldu.
Frida (Hayden Herrera)
O muhteşem filmi sinemada izledikten sonra koşa koşa kitabını da almıştım. Sonra filmi DVD'den tekrar tekrar izledim ama kitabına başlayamadım bir türlü. 600 sayfa olması gözümü korkutmuş olabilir ama eminim başladıktan sonra su gibi akacak hikaye. Frida Kahlo işte, daha ne olsun!
Varolmanın Gücü (Echart Tolle)
Kişisel gelişim kitaplarını önemsiyorum. Gerçekten bilgili ve birikimli kişiler tarafından yazılmış bir kişisel gelişim kitabının insanın bakış açısını ve dolayısıyla hayatını değiştirebileceğine inananlardanım. Bu kitap da bu alanda en güçlü isimlerden Echart Tolle'nin. Milletin diline pelesenk olmuş "ego" kavramını bir güzel anlatan bir kitap (ben bugün ego gördüm, ay egom geldi, ay bunlar hep egodan oluyo şekerim). Kitabın yarısından sonra devam edemedim (muhtemelen o ara bir "egom geldi") ama şimdi baştan tekrar okumak istiyorum.
Yoga Nedir Ne Değildir (Akif Manaf)
Bir dönem Yoga Academy'nin Çankaya Şubesi'ne gitmiştim yoga için. Çok da sevdim yogayı ama sonra farkettim ki tek başıma yapmak daha çok hoşuma gidiyor. İnsanın zihni dağılmaya meyilli olunca, yandaki insanın nefes alıp verişi bile neden olabiliyor, ki malumunuz yoga yaparken yandaki insana "tam yoga nefesinizi biraz sessiz alıp verebilir misiniz acaba" denmiyor :) Ben de şimdi Yoga Academy DVD'lerini kullanarak evde yapıyorum yogayı, gayet de iyi gidiyor. Şimdi sıra, en başta yapmam gerekeni yapmakta; yani, Yoga Academy'nin kurucusu Akif Manaf'tan yoga nedir ne değildir öğrenmekte.
Birtakım olaylar, muhtelif yorumlar...
14 Şubat 2012 Salı
31 Ocak 2012 Salı
onlardan biri değilim...
sevgili okuyucular, (şu an itibariyle blogumun toplam takipçi sayısı 4 (yazıyla dört); hatta bu dört kişiden biri de benim. nasıl yaptım bilmiyorum, kendi kendimi takip eder olmuşum burda. yakında kendi facebook fotoğraflarımı beğenmeyi falan düşünüyorum.)
neyse, konumuz bu değil şimdi sevgili başak, aslı ve burcu...
blogda bundan böyle çeşitli konularda serilerimiz olacak. efendime söyleyeyim (yazar burda blog yazmanın, cümleleri bir bütünlük içinde ve okunabilirliğini de yüksek tutmaya çalışarak birbirine bağlamanın pek de kolay olmadığını düşünmeye başlamıştır), bu serilerde kendimi bir türlü ait hissedemediğim, hatta yakınında bile bulunmadığım bazı toplumsal olgulardan bahsedeceğim.
az önce gazetede gördüğüm bir son dakika haberinden yola çıkarak, geliyor serimizin ilk maddesi:
TFF Başkanı'nın ani istifasıyla ayağa kalkan milyonlardan biri değilim... neticede futbol sadece futboldur bana göre...
not - 1: giriş bölümünün, ana metinden (hani yukarıda koyu yazılan iki cümle) uzun olduğu tek yazım da bu olur umarım.
not - 2: bu blog işi zormuş. zevkli ve eğlenceliymiş ama zormuş. minik adamın annesi'ne, nam-ı diğer çöplük horozu'na selam ederim :)
neyse, konumuz bu değil şimdi sevgili başak, aslı ve burcu...
blogda bundan böyle çeşitli konularda serilerimiz olacak. efendime söyleyeyim (yazar burda blog yazmanın, cümleleri bir bütünlük içinde ve okunabilirliğini de yüksek tutmaya çalışarak birbirine bağlamanın pek de kolay olmadığını düşünmeye başlamıştır), bu serilerde kendimi bir türlü ait hissedemediğim, hatta yakınında bile bulunmadığım bazı toplumsal olgulardan bahsedeceğim.
az önce gazetede gördüğüm bir son dakika haberinden yola çıkarak, geliyor serimizin ilk maddesi:
TFF Başkanı'nın ani istifasıyla ayağa kalkan milyonlardan biri değilim... neticede futbol sadece futboldur bana göre...
not - 1: giriş bölümünün, ana metinden (hani yukarıda koyu yazılan iki cümle) uzun olduğu tek yazım da bu olur umarım.
not - 2: bu blog işi zormuş. zevkli ve eğlenceliymiş ama zormuş. minik adamın annesi'ne, nam-ı diğer çöplük horozu'na selam ederim :)
30 Ocak 2012 Pazartesi
ben var ya ben!!! hakkımda 7 şey...
abartırım... iyiyi de kötüyü de abartarak yaşarım kendi içimde. sonrasında "bu muymuş be!" dediğim çok olmuştur ve muhtemelen gelecekte de bu soru hep sorulacaktır.
hemen kanarım; her şeye - herkese - hemen inanırım (3H Kuralı-m). ama bir yandan da acayip şüpheciyimdir, öyle kolay kolay inanmam bazı şeylere. bu ikisi birarada nasıl olur diye sorarsanız bknz. blog ismi.
hiç sabrım yoktur. "ne olacaksa olsun ama hemen olsun" diye yaşarım.
hiç çaktırmam... depresyondan geberirim, yine de belli etmem (çok yakınımdakiler hariç). mutluluktan, coşkudan kalbim deli gibi atar ama yook, onu da belli etmem.
çok pis ertelerim. yeter ki bir saniye kafamdan "hmm aslında şu kadar vaktim var bu iş için" düşüncesi geçmiş olsun, ne yapar eder o vaktin sonuna kadar beklerim o işe başlamak için.
hoşgörümün sınırları çoook geniştir ama bir an gelir ve hoşgörü falan kalmaz. kendime bile çaktırmadan biriktirdiğim ne varsa patladığında sınır falan kalmaz.
yemek yapmaya bayılırım ama bazen de hiç istemem. dolayısıyla, haftalarca dışarda yemek yedikten sonra mutfağa kapanıp birkaç saat içinde 5-10 çeşit yemek yapabilirim.
abartırım... iyiyi de kötüyü de abartarak yaşarım kendi içimde. sonrasında "bu muymuş be!" dediğim çok olmuştur ve muhtemelen gelecekte de bu soru hep sorulacaktır.
hemen kanarım; her şeye - herkese - hemen inanırım (3H Kuralı-m). ama bir yandan da acayip şüpheciyimdir, öyle kolay kolay inanmam bazı şeylere. bu ikisi birarada nasıl olur diye sorarsanız bknz. blog ismi.
hiç sabrım yoktur. "ne olacaksa olsun ama hemen olsun" diye yaşarım.
hiç çaktırmam... depresyondan geberirim, yine de belli etmem (çok yakınımdakiler hariç). mutluluktan, coşkudan kalbim deli gibi atar ama yook, onu da belli etmem.
çok pis ertelerim. yeter ki bir saniye kafamdan "hmm aslında şu kadar vaktim var bu iş için" düşüncesi geçmiş olsun, ne yapar eder o vaktin sonuna kadar beklerim o işe başlamak için.
hoşgörümün sınırları çoook geniştir ama bir an gelir ve hoşgörü falan kalmaz. kendime bile çaktırmadan biriktirdiğim ne varsa patladığında sınır falan kalmaz.
yemek yapmaya bayılırım ama bazen de hiç istemem. dolayısıyla, haftalarca dışarda yemek yedikten sonra mutfağa kapanıp birkaç saat içinde 5-10 çeşit yemek yapabilirim.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)



