sevgili okuyucular, (şu an itibariyle blogumun toplam takipçi sayısı 4 (yazıyla dört); hatta bu dört kişiden biri de benim. nasıl yaptım bilmiyorum, kendi kendimi takip eder olmuşum burda. yakında kendi facebook fotoğraflarımı beğenmeyi falan düşünüyorum.)
neyse, konumuz bu değil şimdi sevgili başak, aslı ve burcu...
blogda bundan böyle çeşitli konularda serilerimiz olacak. efendime söyleyeyim (yazar burda blog yazmanın, cümleleri bir bütünlük içinde ve okunabilirliğini de yüksek tutmaya çalışarak birbirine bağlamanın pek de kolay olmadığını düşünmeye başlamıştır), bu serilerde kendimi bir türlü ait hissedemediğim, hatta yakınında bile bulunmadığım bazı toplumsal olgulardan bahsedeceğim.
az önce gazetede gördüğüm bir son dakika haberinden yola çıkarak, geliyor serimizin ilk maddesi:
TFF Başkanı'nın ani istifasıyla ayağa kalkan milyonlardan biri değilim... neticede futbol sadece futboldur bana göre...
not - 1: giriş bölümünün, ana metinden (hani yukarıda koyu yazılan iki cümle) uzun olduğu tek yazım da bu olur umarım.
not - 2: bu blog işi zormuş. zevkli ve eğlenceliymiş ama zormuş. minik adamın annesi'ne, nam-ı diğer çöplük horozu'na selam ederim :)
31 Ocak 2012 Salı
30 Ocak 2012 Pazartesi
ben var ya ben!!! hakkımda 7 şey...
abartırım... iyiyi de kötüyü de abartarak yaşarım kendi içimde. sonrasında "bu muymuş be!" dediğim çok olmuştur ve muhtemelen gelecekte de bu soru hep sorulacaktır.
hemen kanarım; her şeye - herkese - hemen inanırım (3H Kuralı-m). ama bir yandan da acayip şüpheciyimdir, öyle kolay kolay inanmam bazı şeylere. bu ikisi birarada nasıl olur diye sorarsanız bknz. blog ismi.
hiç sabrım yoktur. "ne olacaksa olsun ama hemen olsun" diye yaşarım.
hiç çaktırmam... depresyondan geberirim, yine de belli etmem (çok yakınımdakiler hariç). mutluluktan, coşkudan kalbim deli gibi atar ama yook, onu da belli etmem.
çok pis ertelerim. yeter ki bir saniye kafamdan "hmm aslında şu kadar vaktim var bu iş için" düşüncesi geçmiş olsun, ne yapar eder o vaktin sonuna kadar beklerim o işe başlamak için.
hoşgörümün sınırları çoook geniştir ama bir an gelir ve hoşgörü falan kalmaz. kendime bile çaktırmadan biriktirdiğim ne varsa patladığında sınır falan kalmaz.
yemek yapmaya bayılırım ama bazen de hiç istemem. dolayısıyla, haftalarca dışarda yemek yedikten sonra mutfağa kapanıp birkaç saat içinde 5-10 çeşit yemek yapabilirim.
abartırım... iyiyi de kötüyü de abartarak yaşarım kendi içimde. sonrasında "bu muymuş be!" dediğim çok olmuştur ve muhtemelen gelecekte de bu soru hep sorulacaktır.
hemen kanarım; her şeye - herkese - hemen inanırım (3H Kuralı-m). ama bir yandan da acayip şüpheciyimdir, öyle kolay kolay inanmam bazı şeylere. bu ikisi birarada nasıl olur diye sorarsanız bknz. blog ismi.
hiç sabrım yoktur. "ne olacaksa olsun ama hemen olsun" diye yaşarım.
hiç çaktırmam... depresyondan geberirim, yine de belli etmem (çok yakınımdakiler hariç). mutluluktan, coşkudan kalbim deli gibi atar ama yook, onu da belli etmem.
çok pis ertelerim. yeter ki bir saniye kafamdan "hmm aslında şu kadar vaktim var bu iş için" düşüncesi geçmiş olsun, ne yapar eder o vaktin sonuna kadar beklerim o işe başlamak için.
hoşgörümün sınırları çoook geniştir ama bir an gelir ve hoşgörü falan kalmaz. kendime bile çaktırmadan biriktirdiğim ne varsa patladığında sınır falan kalmaz.
yemek yapmaya bayılırım ama bazen de hiç istemem. dolayısıyla, haftalarca dışarda yemek yedikten sonra mutfağa kapanıp birkaç saat içinde 5-10 çeşit yemek yapabilirim.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)